WELATIMIZI İŞGAL ETMİŞ OLAN BARBAR BOZUNTULARI, YOBAZCA DİLİMİZİ VE KÜLTÜRÜMÜZÜ DE KENDİLERİ GİBİ SOYSUZLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR

0
375

Yüzlerce yıllık türkülerimizi, hikâye ve söylemlerimizi yarım yamalak şekilde kendi çarpık dillerine çevirmişler. Orijinallikleri gibi içeriklerini de, Kürdlükten ve Kürdlüğün özünden uzaklaştırmaya çalışmışlar. İnsanlarımızın, dağlarımızın, ovalarımızın, bağlarımızın, bahçelerimizin, köy, kasaba, şehir, yiyecek, içecek, yiyeceklerimizin, vücudumuzun ve vücudumuzda bulunan organlarımızın, havamızın velhasıl canlı-cansız neyimiz varsa yaratanımızın adı da dâhil hepsini kendi dillerine çevirmişler. Bunları yapmaktan hiç utanmamışlar. Yapmış oldukları bu barbarlığı hiç utanmadan da savunuyorlar. Bulgaristan’da kendilerini Türk olarak kabul eden insanların, adlarını değiştirmek istediler diye, haklı olarak bütün dünya tepki gösterdi. En çok tepki gösterenler de, Kurd halkı adına siyaset yaptığını iddia eden çevrelerdi. Kurd halkına ait her türlü varlıkların adları değiştirilmiş. Türkiye’de bu barbarlık, dil, isim ve kültür katliamı yüz yıldır sistemli olarak ve zorla uygulanıyor. Sürekli olarak bu çalışmalar yürütülüyor. Türkiye devlet yapısının, bu uygulamalarla faşist ideolojinin temsilcisi olduğunu tartışmaya gerek yoktur. Erdoğan’ın kendisi de Türkiye’deki yeni yönetim tarzının, Hitler Almanya’sında oluyordu da Türkiye’de niye olmasın, şeklinde bir açıklama yapmıştı. Yani bu devlet yapısının diktatörlüğü temsil ettiğini, faşizmi geliştirdiğini söyleyen ve eleştiren çevrelere Avrupa devleti liderlerinin eleştirilerine böyle cevap vermişti. Bunu hepimiz hatırlıyoruz. Arkadaşlara da hatırlatmamız lazım. Bu gerçekler sır değil. Yanıtlanması gereken soru, zulme karşı biz Kurdlerin ne yapacağıdır. Bir yüz yıl daha, ucuz bahanelere sığınarak kendimizi kandırmaya devam edeceğiz, diye düşünüyorlarsa bizim onlara ne cevabınız; hayır biz artık kendimizi kandırmaya devam edemeyiz ve boşa harcayacak bir günümüz bile yok.

Kendi devletimizin çatısı altında soylu halkımızın refah, güven ve barış içerisinde yaşamalarını sağlamayı başarmaktan başka seçeneğimiz de yoktur. Bunu başarmadan ölmeye bile hakkımız yoktur. Ben kendim, sabah uyanıp bu kararı vermedim. Kurd halkının yüzyıllık kurtuluş mücadelesinin, geldiği aşama budur. Öncelikle bizim siyasi çevrelerimizin bunu görmeleri lazım. Kurdistan welatının Kurdlerin egemenliğinde olması ve Kurdler tarafından yönetilmesi gerekir. Bu tabii bir haktır. Bu siyasi ve ahlaki olarak, olması gerekendir. Kurd halkının kendisinin de beklentileri, bu husustur. Yani Kurd halkının beklentisi de budur. Benim çalışmalarımdan ötürü bazı kendini bilmezler, benim için radikal diyorlar. Hepsinin sesi kulağıma geliyor. Kendilerine yanıt vermem zaman israfı olur ama Kurdizm ideolojisi ile Kurdistan Birleşik Devletleri’nin resmileştirmek amacı ile yaşamak ve bu amaca hizmet etmek benim işimdir. Yaşamımda yapmam gereken son işimdir. Welatım Kurdistan’a ve soylu soydaşlarıma karşı işimi başarmak görevimin yeminidir. Bu görevimin yemini benim borcumdur. Soylu halkıma borcumu ödemek, beni radikal olarak gösteriyorsa kabulümdür. Hemen bundan sonra sormak gerekir, peki size ne ad verilmektedir? Kurd halkının kanıyla beslenen siz zulüm piçleri ve işbirlikçilerine sessiz kalacağıma, radikal olmayı tercih ederim. Yani bizim arkadaşlarımız, bizim çalışma arkadaşlarımız ve bizim halkımız bunları görmeli ve artık uygulama aşamasında olduğumuzu da kabul etmelidirler. Bunun adına radikal mi dersiniz, bunun adına Kürtçü mü dersiniz, bunun adına yurtsever mi dersiniz… İşinize nasıl geliyorsa onu deyin. Onunla kendinizi tatmin edin ama Kurd halkı  yüz yıldır bu zulme maruz kalıyor, sömürülüyor, sistemli olarak soykırımla bir arada yaşıyor ve buna bir Kurd olarak ben sessiz kalmayacağım. Kalmadım da. Çözüm üretmeye çalışırken de Kurdistan Birleşik Devletleri hükümetinin kuruluş ilanıyla karar olarak ilk adım şeklinde yaşama geçirdim. Bunu herkes kabul etmek zorundadır.