DEVLET OLMANIN ÖZELLİKLERİ TÜRKİYE’NİN GERÇEK DEVLET YAPILANMASIYLA İŞLEYİŞİ BAŞARAMAMIŞ OLMASININ NEDENLERİ VE BİZ KURDLERİN YAPMASI GEREKENLER

0
440

Devleti yönetenler, halkın ödediği vergiden maaş alıp, karınlarını doyurur ve geçimlerini sağlarlar. Ayrıca yine halkın verdiği vergi ile oluşan olanakları, halkın yararına değerlendirirler. Devlete ait mal ve mülk ne varsa halka aittir. Bunun da bilincinde olmak zorundadırlar. Halka ait ne varsa halkın güvenliği, sağlığı, eğitimi, huzuru ve refahı için kullanılması gerekir. Devlet yöneticileri bu işleri koordine etmek, yönetmek, yürütmek, denetlemek ve yapılacak hata, suiistimal ve suçlarla ilgili de gerekli çalışmaları koordine etmek ve doğru yürütüldüğünü denetlemek gibi görevleri vardır. Bunların yapılması için kurumlar ve kanunların düzenlenmesi ve uygulanması da devlet yöneticileri ve görevlilerinin işidir. Bu temel bilgiler eğitim yoluyla çocuklara böylece vatandaşlara öğretilmelidir. Yapılması gereken zorunluluktur. Kısaca özetlediğimiz devlet yapısı ve işleyişini düzenlemekle görevli yasama organı vardır. Yasama organı parlamento, senato ve kongre gibi devleti oluşturan, halktır. Bunun dikkate alınması lazım. Devlet, kurumun adıdır. Esasen devletin sahibi, halktır. Devleti yöneten, yürüten, denetleyen ve yasama organlarında görev yapanlar veya atananlar ve seçilenlerin hepsi halka ait varlıktan maaş alırlar. Yani halkın hizmetçisidirler, efendisi değildirler. Devlet yöneticileri, görevlerini yasalara kanunlara uygun yaparlarsa, halk güven ve refah içinde yaşar. Yönetici ve görevliler kendilerini efendi, halkı da kendi hizmetçisi olarak görmekte ısrar ederlerse tüm uygulamaları da bu çerçevede olursa güven ve refah ortamı da oluşamaz. Devlet yöneticisi ve görevlisi olmak için yarışma içinde olanlar da halka hizmeti değil, kendi çevrelerine hizmet etmeye öncelik verirler.

Bunun sonucu da karışıklığı, huzursuzluğu ve geri kalmışlığı getirir. Yani devleti yönetenler halka değil, kendi çıkar çevrelerine hizmet etmeyi amaçlarlarsa, bunun sonucun da karışıklığı, huzursuzluğu ve geri kalmışlığı getirir. Gelişmiş ve geri kalmış ülkelerin, gelişmişlik ve geri kalmışlık nedeni kısaca böyledir. Başka nedenler de sıralanabilir. Ama temel neden bunlardır. Afganistan ve İran gibi ülkeler ile İsviçre ve Singapur gibi ülkeleri karşılaştırırsanız izahatımızın doğruluğunun sınırlarını da görürsünüz. Türkiye, dünyada etkin olan güçlerce kuruldu ve o güçlere hizmet edenlerce yönetildi. Bu durum maalesef halen böyledir. Dolayısıyla, Türkiye’de yasama, yürütme ve denetleme kurumlarını ele geçirmek için yarışmak alışkanlık haline gelmiş. Gelişmenin önündeki gerçek engel olan bu durumun düzeltilmesi hedeflenmemiş. Aksine bu durumun böylece devam etmesinin korunması hedeflenmiştir. Her yeni iktidar bu geleneği sürdürmüştür. Sayın Özal, bu durumu değiştirmeyi hedeflediğinden dolayıdır ki çürümüşlüğü sürdürmek isteyen gruplarca katledildi. Yani Türkiye kurulduğundan beri kurucuları ve onların bağlı olduğu aynı zihniyete hizmet edenler tarafından kurulduğu gibi o aynı zihniyetin ürünleri tarafından da şimdiye kadar yönetildi. Sayın Özal bir istisnaydı. İran ve Afganistan gibi İsviçre ve Singapur büyük güçlerin gölgesinde bulundukları duruma gelmemişti. Bu ülkeler devlet yönetim işleyişi tarzı ile bulundukları durumdadırlar. Hem geri kalmış olanları hem de gelişmiş olanların devlet yönetim işleyişinden ötürüdür, içinde bulundukları durumun nedeni. Türkiye’de gerçek devlet yapılanmasının oluşmasını isteyenler, bu hususu dikkate alarak devlet yönetimine aday olmalıdırlar. Bugünkü işleyişle Türkiye, Afganistan’ın durumuna düşmekten kurtulamaz. İran’ın durumuna düşemez, çünkü İran’ın çok büyük zenginlik kaynakları var. O zenginlik kaynaklarına devleti yöneten gruplar ortak şekilde kendi çıkarlarına hizmet ediyorlar. Ama Afganistan’da, Türkiye gibi büyük zenginlik kaynağı olmadığından, Türkiye’nin sonucu Afganistan gibi olur.

 

Erdoğan ve AK Parti 2010 ve 2012 yılına kadar ki süreçte gelişebilmeyi, hak ve hukukun yasal güvence altına alınmasını vaat ederek bazı göstermelikte olsa da adımlar atarak gelişmeyi sağlayabildiler. Erdoğan Efendi, bu stratejiyi sürdürseydi, Kurd sorunu gibi diğer hak ve hukuk sorunu olan hususları da yasal güvence altına alabilir ve Türkiye gerçek uygar devlet yapılanması ile gelişebilirdi. Erdoğan’ın kendisi de tarihe büyük ve üstün yetenekli bir lider olarak yazılmış olurdu. Bay Erdoğan, sen kirli zihniyete esir düştün. Bugünkü kaos ortamı da Bay Erdoğan’a ve kirli zihniyetin ürünü olan kendine bağlı çıkar çevresini iktidarda kalmalarının mücadelesi nedeniyledir. Irak’a ve Suriye’ye saldırıları özellikle de Kurd halkına yönelik sistemli zulüm dayatma uygulamaları da ortalığı karıştırıp iktidarda kalmaya malzeme olarak kullanmak içindir. Şimdi bazı Kurd onurlu şahsiyetlerin, siyasi adamlarının ve etkin şahsiyetlerin yanı sıra Kurdluk ile alakası olmayan, hatta sağcı olan, dinci olan ve Atatürkçü olan bazı çevrelerin de bir listeye dâhil edilerek katledilmeleri, hedef alınmaları, ortalığı bulandırması, karıştırılması ve iktidarı bu şekilde biz olmazsak, bu vatan ve bu memleket ortada kalmaz algısını yaratarak iktidarda kalmalarını malzeme olarak kullanmaları için oluşturulmuştur. Birçok çevreye sordum. Devletin yöneticileri, devletin böyle bir kararı yok sayıyorlarsa da, bu karar verenleri bildiklerini inkar ediyorlar ve bunun önüne engel olmak için veya bunun doğru bir uygulama olmadığını kabul etmeyeceklerine yönelik bir açıklamada yapmak istemiyorlar. Bu gösteriyor ki böylesi bir adımın malzeme olarak kullanılması onların işine yarıyor. Türkiye devleti, Suriye saldırısıyla oradaki Kurdlerin hak ve hukuklarını yok etmeye çalışmasıyla, aynı uygulamayı onlarca yıl önceden Irak topraklarında ve Güney Kurdistan’da Kurdlere yönelik yapıyor olması ve halen bugün bunu sürdürüyor olması, Türkiye’de halen Kurdlere sistemli soykırım uyguluyor olması yetmediği için Akdeniz’de kendilerince havaya girdiler. Şimdi Kıbrıs’ta artistlik yapıyorlar. Kıbrıs’ta, Türkiye’den göç etmiş olanların ve orada bulunan askeri güvenlik güçlerinin hepsinin sayısı yüz bini bulmaz. Seksen bin veya doksan bin vardır. Yüz bin diyelim. Rum tarafı ise bir milyon civarıdır. Yani orada, onda bir nüfus için bu kadar yaygara yapıyorsan, Türkiye’de nüfusun üçte biri olan Kurd halkı için hiçbir hak ve hukuk tanımak istemiyorsan ve yasal güvence altına almak istemiyorsan sen devlet değilsin. Soytarısın, çete örgütüsün ve suç örgütüsün. Yani bunun görünmesi lazım. Bay Erdoğan’ın bunu da bizim gördüğümüzü duyması lazım. Bay Erdoğan, hepimizden iyi bunu biliyor. Çünkü bunu ortadan kaldıracağını söyleyerek iktidar oldu. Dolayısıyla biz de kendisini destekledik. Ama maalesef daha önceki iktidarlar gibi kendisi de kirli zihniyetine esir düştü. Merhum Özal’ı tekrar saygıyla anarak istisna olduğunu da hatırlatmayı unutmamalıyız. Bunları anlattıktan sonra biz Kurdler, bu süreçten sonra bekleyelim ve görelim, ondan sonra ne yapacağımızı karar verelim,  gibi ucuz bir zihniyetle davranmamalıyız. Daha önceleri böylesi bir anlayışla hareket etmiş ve kaybetmişiz. Bunu unutmamalıyız. Kendi haklı hukukumuzun bizim yaşamımızdan çok daha önemli olduğunu görmeli ve kabul etmeliyiz. Bugünkü siyasi konjektör de HDP’nin veya benzeri çevrelerin yapıyor oldukları gibi Türkiye’yi gerçek bir devlet yapılanmasına kavuşturmak için çalışmalar yapmak, biz Kurdler için boş ve yararsızca emek ve zaman israfıdır. Ayrıca bizim işimiz değildir. Böyle davranmaktan vazgeçmek zorundayız. Basında halkı doğru bilgilendirmekle görevlidir. Basın adına halkı bilgilendirmek yerine çıkar odaklarına hizmet etmekle çalışmalar yapıldığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla herkes bu işleyişin mağduru oluyor. Böyle devam ettiği sürece de böylesi devlet yapılanmasının işleyişinden kazanan olmaz.

Biz Kurdler, hepimiz kararlıca bağımsız Kurdistan Birleşik Devletleri’nin resmileştirerek gerçek uygar devlet yapılanmasıyla işlemesini sağlamayı başarmak zorundayız. Kabul ediyorum ki, bazı soydaşlarımız ve siyasi çevreler bağımsız Birleşik Kürdistan Devleti’nin resimleşmesinin zorluklarından bahsediyorlar. Bunun kolay olduğunu söyleyemeyiz. Ama esir olarak yaşamaktan kurtulmanın başka da yolu yoktur. Birileri Kurd halkının haklarını savunmak adına kendisine bir geçim tezgâhı oluşturmaya çalışma zihniyetiyle Kurdlere hiçbir kazanım getiremeyeceğini bilmelidir. Dolayısıyla eğer Kurd halkına hizmet edeceksek, bu da Kurdistan’ın bağımsızlığı ile mümkün olabilir. Kurdistan bağımsızlığıyla Kurd halkı, diğer halklar gibi kendi devletini yönetip ve kendi kültürünü, dilini, inancını ve ekonomisini geliştirebileceği gibi güven ve huzur ortamını da oluşturabilir. Başka yolu yok. Kurtuluş için başka yol yoksa bizim de başka yollarla emeklerimizi ve zamanımızı israf etmekten vazgeçmemiz gerekir. Kurdistan Birleşik Devletleri İnisiyatifi, bu çerçevede oluşmuş ve hükümet ilanı da bu amaçla gerçekleşmiştir.

Slav u rez

Saygılarımla, Hisên Baybaş