24 ARALIK 1995 YILINDAN BUGÜNE ESARET İÇİNDE OLMAMA RAĞMEN YAPTIKLARIM VE GÖRÜŞLERİM

0
204

Son dönemlerde kamuoyu tarafından tanınan bazı şahsiyetlerin basın açıklamaları devlet içinde etkin görevlerde bulunuyor olup devleti tüm kurumlarıyla kendi kirli çıkar ve menfaatleri için kullanan soyguncu hırsız pislik kişilerin yapıyor olduklarını görülmez kılıyor. Bu hususun dikkate alınması sorumluluk gereğidir. Lizik alarak suç işlemiş olan bazı insanlar ülkenin mevcut kanunlarına uygun şekilde mahkemelerde yargılanarak ceza almış ve hapishanelerde bedel ödemiştir.  Çoğu mahkeme kararları da adil olmamıştır.  Mahkemeler bazılarını korumuş bazılarını da gereğinden fazla cezalandırıp incitmiştir.  Bu gerçekler biliniyor.  Ben o dönemler de tepki gösterip açıklamalar yaptım ki benim açıklamalarım Türkiye’de adil ve her vatandaşa yönelik eşit davranacak gerçek devlet yapılanmasının inşa edilmesine katkı sunmayı amaçlıyordum. Yani benim açıklama yaptığım dönemlerin bir amacı bir gereği vardır. Ama gördük ki Mehmet Ağar yalnızca cezalandırıldı.  Yani devlet içinde bütün pislik işleri yapmış,  yönetmiş ve yararlanmış olan şahsiyetler içinde yalnızca Mehmet Ağar cezalandırıldı.  Tansu Çiller kocası olacak o zibidi, dansöz ve affedersiniz pezevenk, Mesut Yılmaz, Türkeşler, Demirel ailesinin pislik kişilikleri, Süleyman Demirel kendisi, Erbakan ve çevresi birleşip birbirlerini korudular. O dönemin resmi kayıt tutanakları ve medyaya yansımış olan bilgiler hâlâ herkese açıktır. Benim arşivler, bu bilgileri kapsayan belgelerle doludur. Mehmet Ağar hem mahkemelerde hem de medya tarafından cezalandırıldı. Herkeste biliyordu ki devlet adına işlenmiş olan suçları bir kişi kendi başına işlemiş olamaz. Esas suçlular bilinçli olarak korundular.  Mehmet Ağar açık bilgi sahibiydi. Çok bilgi sahibiydi. Yani bildiği bilgileri herkese açıktı ama Mehmet Ağar’ın kendisi yaptığı görev konumu gereği o bilgileri bilmesi gerekiyordu ve biliyordu. Ama Mehmet Ağar en az suçlu olandır. Türkiye Devleti esasen suçluları korumak için Mehmet Ağar’a büyük baskı uyguladılar.  Mehmet  Ağar kendi üstlerinin talimatı doğrultusunda hareket etmişti. Hepimiz bunu biliyorduk. Mehmet Ağar’ın kendisi de bunu zaten izah etti.  Mehmet Ağar’ın esasen tek suçu vardı. Devlet görevlilerinin ve yöneticilerinin işlemiş oldukları suçları ve suçluları gizledi. Yani bir devlet görevlisi olmanızın sorumluluğu vardır. Devlet görevlisi olmasanız da Türkiye kanunlarına göre en azından o dönemde.  Şimdi kanun da kalmadı. Şimdi her şey Erdoğan adıyla başlıyor. Dindarların her şeye Allah’ın adıyla başladıkları gibi Türkiye’de her türlü hak ve hukuka Erdoğan adıyla başlıyorlar. Durum bu kadar iğrençleşmiş durumda. Demek istediğim Mehmet Ağar’ın görevli olduğu dönemlerde suç işleyen insanların suçlarını ve suçluları gizlemekte bir suçtur. Mehmet Ağar devlet görevlisiydi. Emniyet müdürüydü, emniyet genel müdürü oldu, İçişleri Bakanı oldu, adalet bakanı oldu ve bu durumda bildiği suçları açıklamamış olması, soruşturmalar yaptırmamış olması da onun için bir suçtur.

Anlaşılmalıdır ki siz vatandaş olarak suç işlemiş olan insanları, işledikleri suçları ve suçluları ilgili makamlara bildirmezseniz suç işlemiş olursunuz. Bu da Türkiye’de geçerli olan hukuk maddelerine göre suçtu.  Suçu ve suçluyu bildiğin halde ilgili makama bildirmezsen suçlu olursun. Mehmet Ağar’ın kendisi de bu durumu basına açıklamıştı. Yani işlenen suçları ve suçluları biliyordu. ‘‘Binlerce operasyon yaptık, ben konuşursam devlet yıkılır.’’ anlamında ifadeler kullanmıştı. Bunun dışında benim bildiğim Mehmet Ağar’ın işlediği suç yoktu. Bunun dışında derken suçluları korumanın dışında işledikleri suçları var ise de devletinin yöneticilerinin yani kendi üstlerinin talimatı ile yapmıştır yapacaklarını. Bunlar da suç mudur, değil midir Mehmet Ağar’ın kendisi ve hukukçular daha iyi bilirler. Kamuoyunun da bilmesinde de yarar var. Benim açıklamalarım 1989 yılında başladı. Susurluk olayları 1996 yılında oldu. Yani olaylar Susurluk trafik kazası ile açığa çıkmasından 7 yıl önce ben olanların doğruluğunu kamuoyuna açıklamıştım. Susurluk Kazası 1986 yılında oldu ve o kaza ile Türkiye Devleti çıplak ve suçüstü yakalandı. Parlamento da Susurluk Araştırma Komisyonu oluşturuldu. Komisyona ifade vermiş olanlardan biri de dönemin başbakanı Mesut Yılmaz idi. Mesut Yılmaz komisyona ; ‘‘Türkiye’de uyuşturucu trafiği devletin kontrolünde yürütülüyordu’’ dedi. Bu o kayıtlarda var ve yanlış değilsem Veli Özdemir kardeşimiz kitap olarak da yayınladı. Ama bu Kayıtlar bende mevcut ve benim bazı yazılarımda bu hususa değinmişim. Mesut Yılmaz’ın bu açıklamalarına rağmen Türkiye’nin bir tek polisi, savcısı, hâkimi şerefli davranmadı ve olayların doğruluğunu tespit etmeye yönelmedi. Devletin tepesindekiler de panikle birbirlerini korumakla ilgilenmenin dışında çıkamadılar. Türkiye’nin bütün basın kuruluşlarına talimat gönderip Hüseyin Baybaşin ile ilgili hiçbir haber yapmayın, dediler. Yine de bazı basın grupları cesaretle söylediklerimi paylaştılar. Hepsi de mahkemelik oldular. Sonuç olarak bütün suçların ve pisliklerin kaynağının Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin olduğu net olarak görüldü. Suçlu Mehmet Ağar değildi, ben değildim, Türkiye Devleti suç örgütüydü. Bu konuları o dönemde en doğru detaylı yazan Cumhuriyet Gazetesi, Aydınlık dergisi ve çevresiydi. Bunların hepsi arşivlerde mevcuttur, bakılmasın da yarar var. Bugün Türkiye’de durum çok daha fazla kötüdür ve beterdir. Erdoğan Çetesi uyuşturucu dâhil tüm kanunsuzlukların başıdır.

BİZİM ANLATTIĞIMIZIN EN SON KANITI. BİZ BUNU BİRİRLERİNE KIZDIĞIMIZ İÇİN ANLATMIYORUZ. OLAYIN İÇERİĞİNİ BİLEN HERKES BİLİYOR.
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/eski-bruksel-buyukelciligi-basin-musaviri-100-kilo-eroinle-yakalandi-olay-duyulmasin-talimati-verildi-1800494

İnsan hakları ihlali artık yasallaştı. Yani insanlara işkence yapmak, insanların mallarını mülklerini ellerinden almak artık kanunlaştı. Çünkü kanun Erdoğan oldu. Bu durumun Türkiye’ye vereceği hiçbir yarar yoktur ve olmayacaktır. Orası da ayrı bir sorun, kendilerini Türk olarak kabul edenlerin sorunudur. Erdoğan bize ve bizim gibi etkin şahsiyetlere ben değiştim diyerek hak, hukuk ve kalkınma dedi. Yani bunları ifade ederken bu sorunların varlığını kabul etti ve bunları çözeceğini vaat etti. Eşitlik dedi ve yapılmış olan kanunsuzlukların hesaplarını soracağız diye söz verdi. Bizler de inandık onun şahsında Ak Parti’yi destekledik. Bugün kabul etmeliyiz ki bizler kandırıldık ve yanıldık. Erdoğan iktidar olduğu ilk dönemlerde başarılı çalışmalarda yaptı. Ancak kendisinden öncekilerden çok daha fazla kahpe olduğunu izleyemedik. Bizde bu sinsiliğini önceden göremedik, destekledik. Destelememeliydik. Erdoğan’ın kendisinden çok daha fazla AK Parti’nin kurucu heyetine güvendik. Yani orada benim yakından tanıdığım şahsiyetlerin hepsi değerli insanlardı ve maalesef Erdoğan bizler gibi onları da kandırdı. Değiştim demesi, hak, hukuk, adalet ve kalkınma demesi gibi bizlere vaatleri Kürd sorununu çözeceğine dair sözleri de Erdoğan denen çete başı yobaz kişiliğin bilinçli olarak oynadığı oyunların parçasıydı. Türkiye faşist ve barbar yönetim tarzı değişmedi. Erdoğan’da o tarza uydu daha da beterleşti, daha da çirkefleşti, daha da sadistleşti. Yani 1920’lerdeki diktatörlük yapısı ile yönetilen Türkiye’nin kuruluşundan itibaren yönetilen Türkiye’nin durumu bugünkü durumlardan çok daha iyiydi, diyebiliriz. Erdoğan çetesi ile yalnızca aktörler değişti. AK Parti’nin kuruluşunda yer almış olan Kurdistanlı asil şahsiyetler de ve Kurdistanlı olmayan onurlu şahsiyetlerin hepsi Erdoğan çetesi tarafından etkisizleştirildiler. Kendilerini Türkiye’nin ve Türklerin koruyucuları olarak gören çevreler Erdoğan’ın çetecilik gücünden ve Bahçeli’nin sübyancılık yaşam tarzından uzaklaşmalıdırlar. Kılıçdaroğlu korkak,  kaypak ve verimsiz bir kişiliktir. Onun ve CHP’sinin halka verecekleri olumlu hiçbir değer yoktur. Kılıçdaroğlu kişiliği CHP’nin kalleşliği ve kahpelik versiyonudur. Türkiye’de yeni oluşumların kimlik ve stratejileri daha netleşmemiştir. Bize göre Abdullah Gül, Davutoğlu ve Babacan efendiler aynı parti çatısı altında birleşip yeni bir strateji oluşturmalıdırlar. Parti tüzüğüne Kürd sorunu ile bizim halkımızın beklentilerine yanıt olacak kararları işlerlerse kendi ülke ve halkına da hizmet yolunu açmış olurlar. Başka türlü Türkiye’de diktatörlükle bir işe yaramayacaktır. Yani her yol denendi Kürdleri yok etmenin yok saymanın mümkün olmayacağı görüldü ve kabul edildi. Böylesi soylu bir tarihe sahip halkın yok edilmesi de mümkün değildir. Bugün birileri PKK var, diğeri var, öbürü var ve onlar bitecek derler ama bitecek olan Kurdistanî siyasi hareketin yerine çok daha güçlüsü yeşerir. Bunu herkes net olarak görsün ve kabul etsin. Tekrarla belirtelim Türk çete grupları veya alışılmış tabiriyle mafya organizasyonları yoktur. Devleti yöneten soytarı takımının kendi pisliklerini ve işledikleri suçları örtbas etmek için sahneye çıkardıkları oynattıkları kişiler vardır. Böylesi kişilerin organize etmiş oldukları grupların içinde MİT, emniyet, askeriye, yargı, din ve politik çevreden kişilerde vardır. Bu gruplar devletin kararlarını uygularlar, inisiyatifleri yoktur. Yani kendi istediklerini yapamazlar. Kabul edilmelidir ki Türkiye’de çete ve mafya organizasyonu devletin kendisidir Böylesi izah ettiğimiz tarzda böylesi grupları oluşturanlar da devletin kararlarını uygulamadıkları andan itibaren kendileri de bir şekilde etkisizleştirilir. Türkiye’nin devlet kurumlarının hepsi bu gerçekleri çok iyi bilirler. Avrupa Birliği ülkeleri, Rusya, Kanada, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde bu gerçekleri çok iyi bilirler. Kabul ediyorum ki Türkiye’de suç işleyerek yaşamaya alışmış serseri takımı gruplarda vardır ama bunların hiçbirisinde milyon dolar para yoktur. Olamaz da. Basın kurumları talimatla emir kulu gibi çalıştıkları sürece halk bu doğruları öğrenemez. Bu hususları belirterek niye Mehmet Ağar’ın suçlu kişilik olmadığını söylediğimi genel olaylarla izah etmiş oluyorum. Mehmet Ağar bir polis çocuğuydu ve Polis Koleji’nde eğitim gördü 70’li yıllarda ve daha sonradan hep emniyette görev yaptı politika girene kadar. Yani bütün yaşamı devlete hizmetle geçti ama devletin yapısı bir mafya organizasyonudur. Devletin yapısı, bir çetedir. Devletin tepesindeki kişilerin Mehmet Ağar’a  verdikleri talimatları Mehmet Ağar yerine getirmemiş  olsaydı onu bir şekilde etkisizleştirirlerdi. Bunun da halk tarafından anlaşılması gerekir. Mehmet Ağar konuşsaydı ben de kendim bizzat 90’lı yılların başında çağrıda bulundum konuşsun diye. Ama konuşsaydı onu öldürürlerdi. Bunu da kamuoyunu bilmesinde yarar var. Konuşmayacağını bildiklerindendir ki öldürmediler. Bilindiği gibi seksenli ve doksanlı dönemlerde Türkiye Devleti’ni yönetenler benim açıklamalarıma karşılık kendilerini savunamadılar. Bazıları basit söylemlerle geçiştirmeye çalıştılar ama her söyledikleri yalan konuştuklarını göstermiş oldu. Sonuçta Türkiye’yi yöneten pislik takımı parayla ve planlı olarak tuzağa düşürdüğü bazı Avrupalı pislik kişilikleri Joris Demmink gibi Jack Straw gibi kişileri de kullanarak kirli bir oyun ile beni 25 yıldır Hollanda’da rehin tutmayı başardılar. Şimdilerde medyada bazı açıklamalar yapıyor olanları Türkiye devletinin kuduz itleri ve medya adı altında aktif olan maskaralarını kullanarak oyuna getirmeye çalışacaklardır. Bunu bilmelerin de yarar var. Onları daha fazla konuşturup suçlu duruma düşürüp hedef tahtasına oturtacaklardır. Türkiye’de ki maskaralıklara yeni yeni sözde uzmanlar katılacaklardır. Avrupa’da sahtekar medya mensupları ve leş kargaları gibi bekleyen kanı beş para etmeyen sahtekar sözde bilim insanları da alacakları para kadar aktifleşeceklerdir. Türkiye’de suçlu olan devlet, devletin yönetiminde görevli olan pislik kişiler ve Avrupa’daki suç ortakları kendilerini temize çıkaracaklardır. Esas suçlu olanlar yargılanamayacaklardır bile. Yani bugün yapılan oyun 80’li 90’lı yıllarda bana yönelik oynanan oyunların aynısıdır. Kendilerine tavsiyem medyada konuşacaksınız, konuşun. Ama kendinizi hedef haline getirmeyin. Sizler devletin yöneticilerinin sizlerle oyun oynamalarına fırsat vermeyin. Bilgi ve belgeleri toplayın. Devletin içinde görevli olup pisliklerin hepsinin suçlularının kanıtlarını toplayın. Yani devletin içindeki görevlilerin işlemiş oldukları suçların bilgilerini toplayın. Bunda ciddi ciddi yarar var. Bu sizlere lazım olur. Ses kayıtlarını, tanık ifadelerini toplayın. Onları konuşturun, seslerini kaydedin ve güvendiğiniz devlet içindeki görevlilerinde yazılı ve imzalı ifadelerini toplayın. Uluslararası ceza mahkemelerinin savcılarıyla işbirliği yapın ve o suçluların aleyhinde davalar açın. O pisliklerin cezalandırılması için deliller varsa elinizde bana ulaşın. Ben sizlere yardımcı olurum. Yani o delilerinizi bana vermeyin. Ben size ve kimlerle konuşmanız gerektiğini söylerim. Gerekirse uluslararası avukatlarla da tanıştırırım sizleri. O pisliklerin ceza almaları için deliller varsa elinizde sizler istiyorsanız bana ulaşın ben size yol göstericilik yaparım. Devletin içindeki pisliklerden hesap sorun. Ne yaparsanız yapın, önce onu yapın. Sahtekâr basın kuruluşlarından ve sahtekar uzmanlardan hesap sormak için davalar açın. Ama kendinizi onların eline vermeyin. Yapacaklarınızı uluslararası avukatlar aracılığıyla yapın ki kendinizi koruyabilesiniz. Uluslararası ceza davası mahkemelerini savcılarıyla anlaşma yapacağınız zaman sizler kendinizi korumaya almış olursunuz. Türkiye devletinin yönetiminde bugün var olan pisliklerin işledikleri suçlar çok büyüktür ve çok kapsamlıdır. Hesaplarını mutlaka soracaklardır ve dört kişiyi şimdi hedef yapıp suçlu onlar diyeceklerdir. Onu fırsat vermeyin. Geçmişte Erbakan şarlatanı çıkıp dedi ki; ‘’Türkiye’de 54 tane suç örgütü vardır, onların başında da Hüseyin Baybaşin vardır.’’ Bu terbiyesiz yalan söylüyordu. Kendisi de çok iyi biliyordu. Türkiye’de ki diğer devlet yöneticileri ve basın mensupları da çok iyi biliyorlardı ama yuttular. Neticede hedef olan ben oldum ve devlet içinde de Mehmet Ağar oldu. Bu da benim canımı sıkıyor. Sizlerin başına aynı oyunları oynayamasınlar. Onlara fırsat vermeyin. Benim deneyimlerimden ve ilişkilerinden yararlanabilirsiniz. Elbette ki istiyorsanız. Diğer taraftan Fethullah Gülen çevresine kesinlikle güvenmeyin. Onların elinde güç varken yapmadıkları pislik kalmadı. Bunu unutmayın. Onları da devlet organize etti. Sonra da hedef haline getirip saldırdı. Gülen organizasyonu pisliktir bunu bilin. Yapmış oldukları tüm pislikleri Erdoğan çetesiyle birlikte yaptılar, kendi başlarına yapmadılar. Bunu da hepimiz biliyoruz. Erdoğan çetesi, Gülen çetesinden çok daha fazla suçludur ve pisliktir. Ama devlet yönetiminde kendileri oldukları için gülencileri günah keçisi durumuna getirebildiler. Sizlere de aynısını yapacaklar. Herkes bunu duysun ve ona göre hem haddini bilsin hem de kendini korusun derim. Yani hiçbir şekilde bugün size i iki tane kendini adam zanneden devlet içindeki pislikler sahip çıkıyorsa yol gösteriyorsa bu hep böyle devam etmeyecektir. Bunu bilin.  Gülenciler de benim aleyhimde iftira kampanyasıyla dansözlük yapanların içinde yer aldılar. Çünkü onlar da o dönemde Türkiye devletinin sülüklü maskaralarıydılar. Ben kendileriyle görüştüm. Yaptıklarının yalan ve yanlış olduğunu söyledim, izah ettim ve bir şekilde kabul ettiler ama düzeltemediler. Yani Gülen’in medya organizasyonu Lîce’de benim uyuşturucu çiftliklerimin olduğunu ve Lîce’nin Suriye-Türkiye sınırında olduğunu yazılar. Ben aradım, Cihan Haber Ajansı’nın yöneticileri ile görüştüm . Dedim yani Lîce’nin nerede olduğunu benim mi size söylemem lazım. Vardı ise benim Lîce’de uyuşturucu çiftliğim, bir tanesinin resmi veya bilgileri ve delili var mıdır? ‘‘Ya polisler öyle söylediler’’dediler. Şimdi bugün size polisler sizin için neler söylüyor. Onu o zaman yutun değil mi? Yani böylesi ahlaksızlar Türkiye devletinin yönetiminde organizeli olarak her zaman olmuşlardır. Mustafa Kemal CHP’si veya bugün ki CHP, Demirel çetesi veya Erdoğan Çetesi ile ulusalcı maskaralar ya da gülenci yobazlar arasındaki fark kara köpek ak köpek arasındaki fark gibidir. Bizim onlara hoşt hoşt demekten başka öteye diyecek sözümüz yoktur. Başkalarına verdiği tavsiyelerde kendilerini yararlı olacaksa kullanırlar olmazlarsa işleri güçleri rast gelsin.

Bizim esas hedefimiz soylu tarihe sahip asil Kürd halkına hizmet amacıyla Kurdistan Birleşik Devletleri projesini gerçekleştirmektir. Biz zaten bu projeyi oluşturduk. Bu projenin gerçekleşmesi için 24 Temmuz 2018 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde hükümet kuruluşunu da ilan ettik. Bunun başarıya ulaşması için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Kurdistan Birleşik Devleti anayasası faşizmi ve ayrımcılığı karanlığa gömecektir.  Kurdistan topraklarında bu gerçekleşecektir.  Bunu herkes bilsin ve duysun . Faşist Türkiye Devletini koruyup halkı zulüm ile yok etmeye çalışmanın bedeli elbette ki olacaktır ve Kurdistan Birleşik Devletleri hükümeti bu görevi üstlenmiştir.  Türkiye devletini kurup dayatmış olan barbar soysuzlar gibi tek devlet,tek millet, tek bayrak,tek din demeyeceğiz. Öyle de demiyoruz. Kurdistan Birleşik Devletleri anayasası, Kurdistan Birleşik Devletleri söyleminin içini dolduruyor. Her devletin yani merkezi devlete bağlı olacak her devletin, kendi parlamentosu, kendi adliyesi, kendi iç hukuku, bayrağı, kendi tercihi olacak figürlerle kendi para birimleri olacaktır. Merkezi devlet yani Kurdistan Birleşik Devletleri bunları tamamen güvence altına alacak yasalarla donanacaktır. Her azınlık Kurdistan Birleşik Devletleri coğrafyasında her azınlık, her dini inanç ve her dil devlet güvencesi ile korunacaktır.  Özellikle belirtilmesi gerekir ki Kurdistan Birleşik Devleti anayasası suç ve suçlularla ilgili hapishanelerle ilgili ciddiyet insani düzenlemelerle oluşmaktadır.  Hapishaneler kalkıyor. Üretkenliği geliştirecek eğitim ile birlikte rehabilitasyon kurumlarını oluşturuyoruz. Yani anayasamız bu çerçevede oluşuyor. Kurdistan Birleşik Devletleri anayasası Kurdistan’da işgalci olan sömürgecileri yobaz grupları ve kendilerini insan hakları temsilcisi olarak bizlere yutturmaya çalışan çalışıyor olan çevreleri utandıracak düzeyde modern uygar normlara uygun olarak hazırlanıyor. En kısa sürede bunu halkımızla paylaşıp görüşlerini alacağız. Birleşmiş Milletler’e başvuru için kaydımızı yaptık.  Bizlere gün vereceklerinde resmi temsilciliğimiz göreve başlayacaktır. Son dönemlerde Türkiye’den geliyor olan bazı soru ve mesajları da yanıtlamış olduk. Birçok sorular geliyor, birçok teklifler geliyor ve bizlerden beklentiler söyleniyor. Bizlere neler yapabileceklerini söylüyorlar. Bizim hepsine cevabımız bu yazının içerisinde vardır.  Doğru dürüst dinlesinler ve cevaplarını almış olsunlar. Faşist barbar işgalcilerin Kurdistan da oynuyor oldukları oyunları yakından takip ediyoruz. Kurdistan da var olan tüm siyasi güçlerin işgalcilerle bağımlılık üzerinde ilişkilerini bağımsız Kürdistan Birleşik Devletleri anayasasına uygun olarak düzenlemeleri gerekiyor.  Kurdistan’da var olan siyasi güçler işgalcilerin yobazlığıyla oyunlarıyla özellikle Türkiye’nin çirkef dayatmasıyla birbirleriyle uğraşmayı doğru bulmamalıdırlar. Birbirleri ile uğraşmamalıdırlar ve birbirleriyle kenetlenmelidirler.  Birbirleri ile işbirliği yapamıyorsa en azından birbirlerinin kanını dökmemelidirler. Bu Kurdistan’da var olan tüm siyasi güçlerin işgalcilerle bağımlılık düzeyinde ilişkileri olduğunu gösteriyor.  Bu çerçevede ilişkileri olanların bu ilişkilerini düzeltmeleri gerekiyor. Kurdistan Birleşik Devletleri anayasası bu tür eylemleri suç kabul ediyor.  Bu suçların hesapları sorulacak. Bunun da bilinmesinde fayda var. Kurdistan halkı soylu bir tarihe sahiptir, asil bir haktır ve kendilerinin hak ve hukukunu kendi çıkarları için kullanmış olan çevrelerden hesap soracaktır. Biz bunun Kurdistan Birleşik Devletleri projesi ile hükümet ilanı ile alt yapısını oluşturmuşuz.  Kurdistan da var olan siyasi güçlerin hiçbiri Kurdistan’ın Valisi veya muhtarı olamayacağını bilmelidir. Kurdistan da her siyasi hareket Kurdistan ve Kürd halkının hizmetinde olmak zorundadır.  İşgalcileri Kurdistan da kalıcı olarak meşrulaştırmak veya meşrulaştırmaya çalışmak için her söylem ve her eylem Kurdistan ve Kürd halkına yönelik ihanet suçu olduğunu hatırlasınlar.

Belki biraz uzun oldu ama zaten pandemiden dolayı evlerinize kapatıldınız. Lütfedip dinleyip değerlendirmeler yapar ve bize de görüşlerinizi ileterek çalışmalarımıza katkıda bulunabilirsiniz. Bu zor günleri aşacağız mutlaka. 24 Aralık 2020 benim faşist Türkiye terör işgal gücünün emriyle Hollanda’da rehin bulunuyor olmamın 25 yılını doldurmuş oluyorum.  Yani 24 Aralık’ta ben 25 yılı bu esarette geçirmiş oluyorum. Dolayısıyla bu yazıyı sizlerle paylaşmayı gerekli gördüm.

Kurdistanî ruh kararlılığıyla soylu tarihin asil insanları olan Kürd soydaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Saygılarımla, Hisên Baybas